Aldatma sonrası güven yeniden inşa edilebilir mi? Psikoloji ne diyor

Bir aldatma ortaya çıktığında yaşanan his tam bir duygusal deprem gibi. Bir an birlikte bir hayat inşa ediyorsun, ertesi an ayaklarının altındaki zemin çöküyor ve kendinle yüzleşiyorsun: “Gerçekten bu parçaları toplamaya değer mi?” İşte o anda herkesin farklı bir görüşü var. Kimi “hemen ayrıl” diye bağırıyor, kimi “affetmek erdemdir” diye fısıldıyor, kimi de “bir kez aldatan hep aldatır” diye kesip atıyor.

Ama gerçek, sosyal medyadaki sloganlardan çok daha karmaşık. Ve büyük çoğunluğun görmezden geldiği bir sürü nüans var. Bilimin bu konuda söyledikleri ise seni şaşırtacak. Hayır, beklediğin gibi değil.

Aldatma eşittir bitiş mi? Rakamlar bambaşka bir hikaye anlatıyor

Hazır ol, çünkü şimdi gelen seni şaşırtacak. Türk Psikiyatri Derneği‘nin verilerine göre, aldatma yaşayan çiftlerin yüzde 70-80’i ilişkiye devam etmeyi seçiyor. Yalnızca yüzde 1’i hemen ayrılma kararı alıyor. Evet, doğru okudun: aldatılan insanların ezici çoğunluğu kapıyı çarpıp filmlerdeki gibi gün batımına doğru yürümüyor.

Bu, onların mazoşist ya da özgüvensiz olduğu anlamına gelmez. Sadece insan ilişkilerinin, sosyal medyada gördüğün “değerini bil ve git” paylaşımlarından çok daha karmaşık olduğunu gösterir. Bazen yıllarca birlikte yaşanan, çocuklar, ortak projeler ve derin bir yakınlık üzerine kurulu gerçek aşk, ikinci bir şansa layık olabilir. Çok acı verse bile.

Bir başka çarpıcı veri: çift terapistine başvuran çiftlerin yüzde 60-65’i bunu tam da bir aldatma nedeniyle yapıyor. Dergipark’ta yayınlanan bir araştırmanın ortaya koyduğu bu veri bize iki önemli şey söylüyor. Birincisi: aldatma korkunç derecede yaygın. İkincisi: pek çok insan hemen pes etmek yerine ilişkiyi kurtarmak için mücadele etmeyi tercih ediyor.

Ama dikkat: bütün ilişkilerin kurtarılması gerektiğini söylemiyoruz. Bazıları aldatma öncesinde zaten ölmüş durumda ve sadık olmama sadece resmi ölüm belgesi oluyor. Mesele şu: aldatma otomatik olarak “oyun bitti” anlamına gelmiyor.

Aldatma gerçekte nedir? Her kafadan farklı bir ses çıkıyor

On kişiye aldatmanın ne olduğunu sorsan, en az on iki farklı yanıt alırsın. Kimi için bir öpücükle başlar, kimi için belirsiz mesajlarla, kimi içinse başka birine duygusal yatırım yapmakla.

Psikoloji, aldatmanın farklı türlerini tanıyor: fiziksel, duygusal, sanal ve hatta mikro aldatma denilen, stratejik beğenilerden, silinen mesajlardan ve biraz fazla tekrarlanan “o sadece arkadaş” cümlesinden oluşan gri alan.

İşin ilginç tarafı şu: araştırmalar, duygusal aldatmanın fiziksel aldatma kadar, hatta bazen daha fazla acı verdiğini gösteriyor. Çünkü tek gecelik bir ilişki “anlık bir hata” olarak görülebilirken, başka biriyle duygusal bağ kurmak partnerine şunu söylemek demek: “Artık iç dünyamı seninle paylaştığım kişi değilsin.” Bu da tam kalbe saplanmış bir hançer gibi.

Bir araştırma, çoğu insanın çevrimiçi samimi sohbetleri, duygusal sanal ilişkileri ve partnerinden başkasıyla erotik içerik paylaşımını da aldatma olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Aldatmak için buruşuk çarşaflara gerek yok: bazen bir akıllı telefon yeterli.

İnsanlar neden aldatır? Hep serseri oldukları için değil

Dur bakalım: bunu söylemek aldatmayı haklı çıkarmak anlamına gelmez. İnsan davranışlarının karmaşık nedenleri olduğunu ve yeniden yapılanmanın değerip değmeyeceğine karar vermek için bu nedenleri anlamanın kritik olduğunu söylemek demek.

Bilimsel araştırmalar, çocuklukta oluşan bazı işlevsel olmayan psikolojik şemalar ile aldatma eğilimi arasında güçlü bağlantılar buldu. “Asla yeterli değilim”, “çok yaklaşırsam terk edileceğim” ya da “kimse beni gerçekten görmüyor” gibi inançlar geliştiren insanlar, yetişkinlikte bilinçsizce ilişkilerini sabote edebilirler.

Aynı çalışma, ilişki doyumu düştüğünde ve çift uyumu azaldığında aldatma olasılığının önemli ölçüde arttığını vurguluyor. Yani: aldatma genellikle ilişkide zaten var olan çatlakların belirtisi. Bu, aldatanı aklamaz ama o çatlakları görmezden gelmeyi imkansız kılar.

Bağlanma stili de çok önemli. Kaygılı bağlanan kişiler, “yeterince sevilmediğini” hissettiğinde dış onay arayışına girebilir. Kaçınan bağlanma stiline sahip olanlar ise duygusal yakınlıktan kaçar ve birden fazla kişiyi “güvenli mesafede” tutmayı tercih eder. Her iki stil de istatistiksel olarak aldatma riskini artırıyor.

Tekrar ediyorum: bunlar açıklama, mazeret değil. Ama bir şeyi yeniden inşa etmek istiyorsan, neyin onu çökerttğini anlamalısın.

Peki ya sonrası? Duygusal cehenneme hoş geldin

Bir aldatmanın ortaya çıkması, araştırmaların sıklıkla “ilişkisel travma” olarak tanımladığı psikolojik bir fırtına tetikler. Evet, travma. Felaketlerle ilişkilendirdiğimiz o kelime. Çünkü aldatma tam olarak budur: güvenli sandığın şeyin ani çöküşü.

Aldatılan kişi yıkıcı bir combo yaşar: yoğun öfke, derin üzüntü, yetersizlik hissi, “Yeterli değil miydim?”, “Ne zamandır?”, “Beni gerçekten hiç sevdi mi?” gibi takıntılı sorular ve her şeyden önemlisi tam bir güvensizlik. Sadece partnere değil, kendine, kendi yargılama yeteneğine, tekrar güvenebilme olasılığına bile.

Bütün bu duygular normal. Geçerli. Ve halının altına “boş ver, geçer” diyerek süpürülmemeli, işlenmeli.

Güven nasıl yeniden inşa edilir: üç temel sütun

Peki güven gerçekten yeniden inşa edilebilir mi? Kısa cevap: evet, ama asla eskisi gibi olmayacak. Uzun cevap: sadece her iki taraf da gerçekten istiyorsa, yıpratıcı bir iş yapmaya hazırsa ve rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmeye razıysa. Ve üç temel sütuna dayanır.

Birinci sütun: şeffaflık ama takıntılı kontrol değil

Aldatma sonrası ilk istenen şey tam şeffaflık oluyor. Paylaşılan şifreler, aktif GPS konumları, saatlik raporlar. Ve evet, başlangıçta bunlar işe yarayabilir. Çünkü aldatılan kişinin beyni umutsuzca “güvenlik sinyalleri”, başka bir şey gizlenmediğine dair somut kanıtlar arıyor.

Ama dikkat: şeffaflık kalıcı bir gözetim sistemine dönüşürse, bir ilişki inşa etmiyorsun. Hapishane inşa ediyorsun. Uzmanlar, şeffaflığın güveni yeniden inşa etmek için geçici bir araç olması gerektiğini, ilişkinin yeni temeli olmaması gerektiğini vurguluyor.

Gerçek şeffaflık duygusal olanıdır: “Bugün eski bir iş arkadaşıyla karşılaştım ve tuhaf hissettim” ya da “Gerçeği söylemekten korkuyorum ama yapmam gerektiğini biliyorum” diyebilmek. Bu düzeydeki açıklık, paylaşılan herhangi bir şifreden çok daha derin bir güven yaratır.

Aldatma sonrası ilişkiyi sürdürmek mantıklı mı?
Evet
ikinci şans verilir
Hayır
güven geri gelmez
Duruma göre değişir
Affetsem de unutmam
Kalırsam kendimi unuturum

İkinci sütun: duygusal açıklık ama suçlama değil

Bu en zor kısım. Çünkü aldatma sonrası her iki taraf da duygusal fırtınanın içinde. Aldatılan kişi öfke, acı, güvensizlik yaşıyor. Aldatan kişi suçluluk, utanç ve savunmacılık arasında gidip geliyor.

Araştırmalar, iyileşmenin ancak her iki taraf da duygularını suçlama diliyle değil, duygu diliyle ifade edebildiğinde gerçekleştiğini gösteriyor. “Beni mahvettin!” yerine “Kendimi tamamen değersiz hissediyorum ve korkuyorum” demek. “Beni affetmelisin!” yerine “Ne kadar acı verdiğimi görüyorum ve hissettiğim utanç dayanılmaz” demek.

Duygulara odaklanan terapi gibi terapötik yaklaşımlar tam da bunun üzerinde çalışıyor: çiftlerin birbirlerine saldırmaması, “o öfkenin altında ne var?” sorusunu keşfetmeleri için yardımcı olmak. Ve çoğu zaman cevap şu: korku. Diğerini kaybetme korkusu, bir daha asla güvenememe korkusu, kendini kaybetme korkusu.

Bu korkuları görmek ve adlandırmak, öfkeden çok daha güçlü bir iyileşme yolu açar.

Üçüncü sütun: profesyonel yardım çünkü tek başına neredeyse imkansız

Aldatma sonrası terapiste başvuran çiftlerin yüzde 60-65’i bunu basit bir nedenle yapıyor: bu kadar yoğun duyguları ve bu kadar derin yaraları tek başına yönetmek neredeyse imkansız.

Terapistin rolü hakem olmak ya da birine hak vermek değil. Her iki kişinin de durumun patlak vermeden konuşabildiği, gerçekten dinleyebildiği, ilişkinin derin sorunlarının -hiç ifade edilmemiş beklentiler, görmezden gelinen ihtiyaçlar, yıllarca biriken kırgınlıklar- nihayet yüzeye çıkabildiği güvenli bir alan yaratmak.

Pek çok çift için aldatma, çok daha köklü sorunların belirtisi. Ve terapi, sadece sadakatsizliği değil, onu mümkün kılan o derin çatlakları da iyileştirmeye yardımcı olur.

Affetmek unutmak demek mi?

Hayır. Kesinlikle hayır. Ve burada popüler kültürün en zararlı mitlerinden birini çürütmeliyiz.

Psikolojik açıdan affetmek, geçmişi silmek ya da “her şey yolunda” demek anlamına gelmez. Affetmek, o olayın duygusal yükünü azaltmak, felç edici acıdan kurtulmak ve ilişkiyi yeniden tanımlamak için alan yaratmak demek.

Ve affetme zaman ister. Zorlanamaz. Bir sabah uyanıp “bugün affediyorum” diye karar veremezsin. Kademeli olarak gerçekleşir: bir gün öfke biraz azalır, bir gün olanları düşünürken miden sıkılmaz, bir gün partnere tekrar dokunabilirsin. Küçük adımlar ama hepsi sürecin parçası.

Ve önemli olan şu: affetmek zorunda değilsin. İlişkiyi bitirmeye karar vermek psikolojik olarak geçerli ve çoğu zaman en sağlıklı seçenek. Affetme zorunlu bir erdem değil, kişisel bir tercih. Ve bunu yaparken şu soruyu kendine sormalısın: “Bu kişiyle, bu ilişkide ilerlemek gerçekten benim çıkarıma mı?”

Bir ilişki ne zaman kurtarılabilir ne zaman kurtarılamaz

Her ilişki kurtarılmayı hak etmez ya da kurtarılamaz. Bazıları aldatma öncesinde zaten ölmüştü, aldatma sadece nihai onay. Diğer durumlarda, aldatan kişi gerçek bir değişim arzusu göstermez, sadece sonuçlardan kaçmak ister. Ve bazen, tüm çabalara rağmen aldatılan kişi o güveni tekrar hissedemez.

Bütün bu durumlar geçerli. Bir ilişkiyi bitirmek en cesur ve en sağlıklı karar olabilir.

Peki ne zaman işe yarayabilir? Uzmanlar, iyileşme olasılığını artıran bazı unsurları belirliyor:

  • Her iki kişi de ilişkiyi gerçekten kurtarmak istiyor: sadece biri çaba gösteriyorsa işkenceye dönüşür.
  • Aldatan kişi gerçek sorumluluk alıyor: “ama sen de…” gibi cümleler değil, net bir “bunu ben yaptım ve sonuçlarını kabul ediyorum”.
  • Aldatılan kişinin iyileşmek için alanı ve zamanı var: haftalar değil, çoğu zaman yıllar. Ve bazı günler geriye gidilir, bu normal.
  • İlişkinin sağlam temelleri vardı: geçmişte gerçek bir bağ, sevgi, saygı varsa aldatma onu yaraladı ama yok etmedi.
  • Profesyonel yardıma açıklık: tek başına denemek evde ameliyat olmaya benzer. Mümkün ama çok riskli.

Bazı çiftler daha güçlü çıkıyor ama aldatmayı romantikleştirmeyelim

Bazı insanların “aldatma sonrası daha güçlüyüz” dediğini duyarsın. Aldatıldıysan, bu muhtemelen saçmalık gibi geliyordur. Ve kısmen öyle, eğer aldatmayı haklı çıkarmak için kullanılıyorsa.

Ama gerçek şu: bazı çiftler bu krizi, hiç konuşmadıkları sorunlarla sonunda yüzleşmek, beklentileri yeniden tanımlamak, daha dürüst ve şeffaf bir iletişim kurmak için kullanıyor. Onları güçlü yapan aldatma değil: sonrasında yapılan seçimler ve çalışma.

Bu ayrım temel. Aldatma asla bir fırsat değil. Ama kriz, insanları değişime zorlayabilir. Ve bazı insanlar bu baskıyı bilinçli büyümeye dönüştürür.

Bu her çift için geçerli değil. Ve kesinlikle aldatmayı haklı çıkarmaz. Sadece bazı hikayelerin aldığı yol bu.

Rahatsız edici gerçek: güven asla eskisi gibi olmayacak

Aldatma sonrası güveni yeniden inşa etmek, kırık bir vazoyu yapıştırıp çatlakların hep görünür kalması gibi değil. Daha çok o kırık parçaları alıp tamamen yeni bir şey yaratmaya, belki bir mozaik, belki farklı bir forma dönüştürmeye benziyor.

Güven artık önceki kör güven olmayacak. Ama belki daha bilinçli, daha gerçekçi, daha sağlam temellere dayalı bir güven haline gelecek. Belki “kör güven” yerine “açık iletişim ve zaman içinde tutarlı davranışlara dayalı güven” gelecek.

Bu süreç her çift için işlemiyor. Ve bu tamamen normal. İlişkiler sonsuza kadar sürmek zorunda değil. Bazen en sağlıklı karar ayrılmaktır.

Ama kalmayı seçersen, şunu bil: yol uzun, zor ve dolambaçlı olacak. Yalnız değilsin. Binlerce çift bu yolu yürüdü, bazıları başarıyla çıktı, bazıları farklı yönlere gitti. Önemli olan bu kararı kendi ihtiyaçlarına, değerlerine ve refahına göre almak.

Çünkü güveni yeniden inşa etmek tek bir insanın yapabileceği iş değil. İki kişi, bir terapist ve çok ama çok sabır gerekiyor. Ve bazen tüm bunlar yetmiyor. Ama bazen yetiyor. Ve bazı insanlar için o “bazen” her şey demek.

Yorum yapın