Torunlarınızın gözlerindeki o parıltı, dünyada eşi benzeri olmayan bir mutluluk kaynağı. Ama bir anda her şey değişiyor: oyuncak paylaşımı sırasında başlayan bir anlaşmazlık, reddedilen bir istek… Ve ardından gelen o yüksek sesli ağlama, çığlıklar, belki de yere yatma. İşte o an, birçok büyükbabanın içinde bir panik dalgası yükseliyor. “Ne yapmalıyım?” sorusu zihni kaplıyor ve çoğu zaman en kolay çözüm gibi görünen şey yapılıyor: istediklerini vermek.
Ancak bu refleks, kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede zorlayıcı bir döngüyü başlatabilir. Küçük çocuklar, davranışlarının sonuçlarını hızla öğrenir ve sık tekrar eden örüntülerden “Ağladığımda ya da kriz çıkardığımda çoğu zaman istediğim oluyor” şeklinde bir ilişki kurabilir. Bu tür öğrenme süreçleri, davranışçı psikolojide pekiştirme çerçevesinde tanımlanır ve Alan E. Kazdin’in Ebeveyn Yönetimi Eğitimi çalışmaları, çocuğun problem davranışı sürdürme olasılığının bu şekilde artabileceğini gösterir.
Bu durum, çocuğun duygusal gelişimini olumsuz etkilemekle kalmayıp, sizin için de büyükbabalık deneyimini daha stresli hale getirebilir. Carolyn Webster-Stratton’ın İnanılmaz Yıllar programı üzerine yaptığı çalışmalar, çocukların zorlayıcı davranışları karşısında tutarlı olmayan yetişkin tepkilerinin hem çocuk hem de bakım verenler için stresi artırabildiğini ortaya koyuyor.
Neden Bu Kadar Zor Geliyor?
Büyükbabalar ve büyükanneler, torunlarıyla olan ilişkilerinde ebeveynlerden farklı bir konumda durur. Sevgi göstermenin, şımartmanın ve “evet” demenin daha kolay geldiği bu ilişkide, disiplin sınırları belirsizleşebilir. Üstelik, kendi çocuklarınızı büyütürken belki daha katı kurallar uygulamışsınızdır ve şimdi “bu sefer farklı olsun” düşüncesiyle hareket ediyor olabilirsiniz. Cherlin ve Furstenberg’in çalışması, büyükanne ve büyükbabaların çoğu zaman daha hoşgörülü ve ödüllendirici bir rol üstlenme eğiliminde olduğunu gösteriyor.
Ancak burada kritik bir gerçek var: Çocuklar, her yaşta tutarlı sınırlara ihtiyaç duyar. Diana Baumrind’in otoriter ve yetkili ebeveynlik üzerine yaptığı çalışmalar, öngörülebilir ve tutarlı sınırların çocuklara güven duygusu verdiğini, çevrelerini anlamlandırmalarına yardım ettiğini ve duygusal düzenleme becerilerini desteklediğini ortaya koyuyor. Tutarlı sınırlar, çocukların hayal kırıklığıyla baş etme ve “her isteğin hemen gerçekleşmediği” bir dünyaya uyum sağlama becerilerini geliştirmelerinde önemli bir araç. Mischel’in gecikmiş haz üzerine yaptığı marshmallow çalışmaları da bu bulguyu destekliyor.
Ağlama Patlamaları Aslında Ne Anlatıyor?
İki-beş yaş arasındaki çocuklar, duygusal düzenleme becerilerini yeni yeni geliştiriyor. Beyinlerinin prefrontal korteksi—dürtü kontrolü, planlama ve mantıksal düşünmeyle ilişkili bölgeler—erken çocukluk döneminde henüz tam olgunluğa ulaşmış değildir. Adele Diamond’ın erken yürütücü işlev gelişimi üzerine yaptığı çalışmalar ve Harvard Üniversitesi Gelişen Çocuk Merkezi’nin beyin gelişimi raporları, prefrontal korteksin çocukluk ve ergenlik boyunca kademeli olarak olgunlaştığını gösteriyor. Bu nedenle, istedikleri bir şeyi alamadıklarında yaşadıkları hayal kırıklığı, özellikle iki-beş yaş aralığında, yoğun duygusal tepkilere ve duygusal fırtına gibi görünen davranışlara dönüşebilir.
Ağlama nöbetleri, çocuğun “kötü” olduğunu göstermez. Zero to Three’ın erken çocukluk duygusal gelişim raporlarına göre, bu tür nöbetler çoğu zaman henüz sözel olarak ifade edilemeyen yoğun duyguların dışa vurumudur. Ancak bu patlamalara her seferinde, özellikle de sadece ağlama şiddetlendiği için, istenen şeyi vererek karşılık vermek, çocuğa şu mesajı pekiştirebilir: “Duygularımı düzenlemek için çabalamama gerek yok; yeterince zorladığımda kurallar değişebiliyor.”
Büyükbaba Olarak Yapabileceğiniz Somut Adımlar
Patlamadan Önce Zemin Hazırlayın
Torunlarınız sizin evinize gelmeden önce veya birlikte bir aktiviteye başlamadan önce, basit kuralları oyun havasında anlatın. “Bugün oyuncaklarla oynayacağız ama sırayla oynama kuralımız var” gibi net ifadeler kullanın. Webster-Stratton ve Reid’in İnanılmaz Yıllar çalışmaları, çocukların ne bekleyeceğini önceden bilmesinin sorunlu davranışların şiddetini ve sıklığını azaltabildiğini gösteriyor.
Duyguları Adlandırın ve Onaylayın
Çocuk ağlamaya başladığında, ilk refleksiniz “Ağlama, hemen alırsın” yerine “Çok üzüldüğünü görüyorum, kardeşin oyuncağı vermedi ve bu seni kızdırdı” şeklinde olmalı. Duyguları adlandırmak, çocuğun kendini anlaşılmış hissetmesini sağlar ve zamanla kendi duygularını tanımlamasına yardımcı olur. John Gottman’ın duygu koçluğu çalışmaları ve Yale Duygusal Zeka Merkezi’nin duygusal okuryazarlık programları, çocukların duygularının adlandırılması ve kabul edilmesinin duygusal farkındalık ve düzenleme becerileriyle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Sınırda Sabır Gösterin
En zor kısım: Çocuk ağlarken, bağırırken, belki de yere yatarken sakin kalmak. Ancak yetişkinin sakinliği, çocuklara güçlü bir mesaj verir: “Senin duygularını anlıyorum ama kurallarımız değişmeyecek.” Pozitif ebeveynlik programları olan Triple P ve İnanılmaz Yıllar, tutarlı sınırların ve sakin ama kararlı tutumun öfke nöbetlerinin zaman içinde azalmasıyla ilişkili olduğunu gösteriyor.
Önce derin bir nefes alın. Ardından, çocuğun yanında durun ama talebini yerine getirmeyin. “Ağladığında üzülüyorum ama oyuncak şimdi kardeşinde, sırası geldiğinde senin olacak” gibi mesajlar hem empatiyi hem de sınırı aynı anda iletir. Bu tarz sıcak ama kararlı yaklaşım, çocuk sonuçları açısından olumlu bulunmuştur.
Alternatifler Sunun
“Hayır” demek, her kapıyı kapatmak anlamına gelmez. Çocuğa başka seçenekler sunarak hem sınırı koruyabilir hem de işbirliği kurabilirsiniz. “Bu oyuncağı şimdi alamazsın ama şu oyuncakla oynayabilir veya birlikte kitap okuyabiliriz” gibi alternatifler, hem çocuğun seçim yapma ihtiyacını karşılar hem de güç mücadelesini azaltabilir.
Küçük Başarıları Ödüllendirin
Torunlarınız oyuncak paylaştığında, sırasını beklediğinde veya hayal kırıklığını ağlamadan ifade ettiğinde, bunu fark edin ve spesifik övgüyle pekiştirin. “Oyuncağı kardeşinle paylaştın, ne kadar gururlandım” gibi somut geri bildirimler, olumlu davranışların tekrar görülme olasılığını artırır. Harvard Eğitim Enstitüsü’nün sosyal-duygusal öğrenme özetleri ve Durlak ve arkadaşlarının sosyal-duygusal programlar meta-analizi, pozitif pekiştirmenin çocuk davranışını şekillendirmede etkili bir yöntem olduğunu gösteriyor.
Anne-Babalarla İşbirliği Kurun
Ebeveynlerle tutarlı bir yaklaşım geliştirmek kritik önem taşıyor. Torunlarınızın anne-babasıyla oturup konuşun: Evde hangi kurallar var? Ağlama nöbetlerine nasıl tepki veriyorlar? Aile işlevselliği ve çocuk davranış sorunları üzerine yapılan çalışmalar, aile içi tutarlılığın çocukların davranış ve uyum problemlerinin azalmasıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu konuşma, hem sizi rahatlatır hem de çocuğa farklı ortamlarda benzer mesajlar gitmesini sağlar. Çocuklar bir bağlamda ağlayarak istediğini elde edebildiğinde, başka ortamlarda da aynı stratejiyi deneme eğilimi gösterebilir.
Kendinize Karşı Nazik Olun
Büyükbaba olmak, ebeveynliği yeniden yapmaktan çok farklı bir rol. Kendi çocuklarınızı yetiştirirken yaptığınız hataları veya eksiklikleri torunlarınızla telafi etmeye çalışmak zorunda değilsiniz. Nesiller arası ebeveynlik araştırmaları, birçok büyükanne ve büyükbabanın geçmişteki ebeveynlik deneyimleri nedeniyle suçluluk veya telafi etme isteği taşıyabildiğini gösteriyor; ancak sınırlar ve tutarlılık, çocukların uzun vadeli uyumu için koruyuci faktörler arasında yer alıyor.
Her ağlama nöbetinde “Onu üzdüm” veya “Kötü bir dedeyim” düşüncesine kapılabilirsiniz, ancak gelişimsel açıdan bakıldığında, çocuğa sevgiyle birlikte sınır koymak onun duygusal dayanıklılığını ve problem çözme becerilerini geliştirmesine yardım eder. Ann Masten’ın sıradan mucize çalışmaları ve Harvard Gelişen Çocuk Merkezi’nin dayanıklılık raporları, destekleyici ama sınırları olan yetişkin figürlerinin çocuk için güçlü koruyucu faktör olduğunu gösteriyor.
Bazı günler daha zor geçecek. Torunlarınız ağlarken, siz de içinizde bir çatışma yaşayacaksınız. Ancak tutarlı sınırlar ve duyarlı yaklaşımınızı sürdürdüğünüzde, davranış programları çalışmalarına göre çoğu ailede birkaç hafta-ay içinde öfke nöbetlerinin sıklığı ve şiddetinde azalma gözlenebiliyor. Paylaşma becerileri ve sırasını bekleme gibi yürütücü beceriler de zamanla ve tekrar yoluyla gelişir.
Torunlarınıza “hayır” demek, onları daha az sevdiğiniz anlamına gelmiyor. Sevgiyle birlikte sınır koymanın, duygusal açıdan daha güçlü, özdenetimi yüksek bireyler olmalarına katkı sağladığını bilmek önemli. Bu da, bir büyükbabanın bırakabileceği en değerli miraslardan biri olabilir.
İçerik Listesi
