Hepimiz tanıyoruz o kişiyi. Her şey için özür dileyen o insanı. Markette yanlışlıkla omuzunuza dokunsa özür diler, randevu 14:00’te olmasına rağmen 14:01’de geldiği için özür diler, hatta siz geç kaldığınızda bile özür diler. İlk başta “ne kadar kibar bir insan” dersiniz ama bir süre sonra bu özür seli rahatsız etmeye başlar. Aslında hiçbir yanlış yapmamışken neden sürekli özür diliyor diye merak edersiniz.
Peki ya bu kişi sizin partnerinizse? İlişkinizde biri sürekli özür diliyorsa, saçma sapan şeyler için bile, bu gerçekte ne anlama gelir? Spoiler: Bu sadece görgü kurallarıyla ilgili değil. Yüzeyin altında çok daha derin ve rahatsız edici bir şey oluyor.
Sonsuz Özürlerin Arkasındaki Gizli Bilim
Temelden başlayalım: hata yaptığınızda özür dilemek tamamen doğru bir davranış. Duygusal olgunluğun, empatinin ve karşı tarafa saygının işareti. Sorun özürlerin otomatik hale gelmesiyle, hiçbir hatanın olmadığı durumlarda bile ağızdan çıkmasıyla başlar. İşte burada kompulsif özür dileme bölgesine giriyoruz ve psikolojinin bu konuda söyleyecek çok şeyi var.
Klinik psikoloji uzmanları bu davranışın nadiren nezaketle ilgisi olduğunu tespit etmiş durumda. Türkiye’deki Üsküdar Üniversitesi’nde yürütülen araştırmalara göre, klinik psikolog Cumali Aydın kompulsif özür dilemenin aslında onay alma ihtiyacının ve reddedilme korkusunun bir yansıması olduğunu açıklıyor. Başka bir deyişle, birisi sürekli özür dilediğinde gizli mesaj şu: “Lütfen beni sevmeyi bırakma. Lütfen beni terk etme.”
Bu pek de bir “özür” değil, görgü kuralları maskesi altına gizlenmiş bir yardım çığlığı.
Her Şey Çocuklukta Başlıyor: Duygusal Şemalarımızın İnşa Edildiği Laboratuvar
Yetişkinken sergilediğimiz garip davranışların neredeyse hepsi gibi, bu da çocuklukta köklenen derin izler taşıyor. Aşırı eleştirel, otoriter ya da duygusal olarak öngörülemeyen ebeveynlerle büyüyen bir çocuk hayal edin. Her küçük hata büyütülür. Bir bardak su mu döktünüz? Orantısız tepki. Ödevlerinizi geç mi bitirdiniz? Ağır azarlama. Bazen hiçbir şey yapmamış olsanız bile korkunç bir şey yapmış gibi davranılır size.
Bu durumlarda çocuğun beyni en iyi yaptığı şeyi yapar: hayatta kalma stratejisi geliştirir. Ve bu strateji şöyle işler: “Eğer sürekli özür dilersem, onlar suçlamadan önce kendimi suçlarsam, belki cezadan kaçarım. Belki beni sevmeye devam ederler.” Bu, Rus fizyolog İvan Pavlov’un ünlü köpekleriyle çalıştığı koşullanma mekanizmasına benzer: tekrarlanan olumsuz uyaran (eleştiri, ceza) eşittir koşullanmış tepki (otomatik özür).
Sorun mu? Bu strateji çocuklukta çatışmaları azaltmak için işe yarasa da yetişkinlikte ilişkisel bir felakete dönüşüyor.
Sürekli Özür Dileyenin Kafasının İçi: Psikolojik Bir Cehennem
Kompulsif özür dileyen birinin aklından neler geçiyor? Psikolojik araştırmalar bu davranışı destekleyen üç temel psikolojik sütun belirlemiş durumda.
Birincisi: sıfırın altında özsaygı. Sürekli özür dileyen kişi yıkıcı bir mesajı içselleştirmiş: “Olduğum gibi yeterince değerli değilim”. Her küçük hata, hatta normal davranışlar bile yetersizliklerinin kanıtı olarak yorumlanır. Özür neredeyse var olduğu için af dilemek haline gelir.
İkincisi: sosyal kaygı ve çatışma fobisi. Potansiyel bir çatışma fikri bile bu insanlar için dehşet vericidir. Beyinleri şu düşünceyle panik moduna girer: “Ya kızarsa? Ya beni terk ederse? Ya benimle konuşmayı bırakırsa?” Özür, sadece kafalarında var olan felaket senaryolarını önlemek için psikolojik bir sigorta poliçesi haline gelir.
Üçüncüsü: bağımlı kişilik özellikleri. Genellikle partnerden aşırı duygusal bağımlılık söz konusudur. Kişi, diğerinin onayını duygusal hayatta kalması için gerekli görür. Bu onayı korumak için kendi kişisel sınırlarını feda etmeye hazırdır ve sürekli özürler bu fedakarlığın en görünür tezahürüdür.
Çift Dinamiklerinin Karanlık Yüzü: Özürlerin Dengeyi Nasıl Yok Ettiği
Şimdi kritik noktaya geliyoruz: bir ilişkide taraflardan biri sürekli özür dilediğinde ne olur? Tam bir kaos çıkar, işte ne olur.
Her şeyden önce sağlıksız bir güç dengesizliği oluşur. Sürekli özür dileyen “suçlu” rolünde donup kalırken, diğer partner ister istemez “her zaman haklı olan” olur. Bu eşitler arası bir ilişki değildir: bu, ilişkiyi temellerinden aşındıran üst-alt dinamiğidir.
İkincisi, her iki partner de duygusal olarak tükenir. Özür dileyen sürekli suçluluk ve yetersizlik hissiyle yaşar. Diğer partner ise başlangıçta bu davranışı düşünceli bulsa da zamanla rahatsız olmaya başlar çünkü özürlerin boş, otomatik, neredeyse manipülatif hale geldiğini hisseder.
Üçüncüsü, gerçek iletişim imkansız hale gelir. Bir kişi sürekli savunma ve suçlanma modundayken, gerçek sorunlar üzerine yapıcı bir diyaloga yer kalmaz. Özürler otantik meseleleri ele almayı engelleyen bir kalkan olur.
Dördüncüsü ve bu özellikle sinsi: toksik ilişkiler için verimli zemin oluşur. Narsist veya manipülatif partnerler bu dinamiği kullanabilir, gaslighting gibi tekniklerle diğer kişinin daha da suçlu hissetmesini sağlayabilir, hiç yapmadığı hatalar için bile.
Cinsiyet Meselesi: Kadınlar Neden Daha Çok Özür Diler
Sosyolojik çalışmalar kadınların erkeklerden daha sık özür dileme eğiliminde olduğunu ortaya koymuş. Ama dikkat: bunun biyolojiyle hiçbir ilgisi yok. Tamamen toplumun dayattığı cinsiyet rolleriyle bağlantılı.
Kız çocukları nasıl davranmaları gerektiğine dair sürekli mesajlar alarak büyür: nazik ol, çatışma çıkarma, başkalarının ihtiyaçlarını kendininkinden önce tut, agresif olma. “İyi kızlar kavga etmez” gibi mesajlar o kadar çok tekrarlanır ki kadınlar küçük yaştan itibaren özür dilemenin kabul görmek için gerekli sosyal strateji olduğunu öğrenir.
Erkekler ise tam tersi mesajlar alır: güçlü ol, zayıflık gösterme, özür dilemek boyun eğme işaretidir. Bu da onların gerçekten özür dilemeleri gerektiğinde bile daha az özür dilemelerine yol açar, ki bu da başka türde bir ilişkisel sorun yaratır.
Mesele şu: toplumsal koşullanmalar kim olduğumuzla değil, bize kim olmamız öğretildiğiyle ilgili ilişkisel dengesizlikler yaratıyor.
Gerçek Özrü Kompulsif Özürden Ayırmak
Bütün özürler aynı değildir. Otantik bir özrü kompulsif olandan ayırt etmek çok önemlidir.
Otantik bir özür spesifik, bilinçli ve değişime yöneliktir. Tam olarak neyi yanlış yaptığınızı kabul edersiniz, karşı tarafın nasıl hissettiğini anlarsınız, sorumluluğu üstlenirsiniz ve hatayı tekrarlamamaya söz verirsiniz. Bu tür özür ilişkiyi güçlendirir, güven inşa eder ve duygusal olgunluk gösterir.
Kompulsif bir özür ise otomatik, belirsiz ve kaygılıdır. Beyin özür dilenecek bir şey olup olmadığını kaydetmeden ağızdan çıkar. Bilinçli bir seçim değil, koşullanmış bir tepkidir. İşte sorun burada: otantik bir özürden sonra kendinizi daha hafif hissedersiniz; kompulsif bir özürden sonra daha suçlu ve yetersiz hissedersiniz.
Profesyonel Bedel: Özürler Kariyeri Nasıl Sabote Ediyor
Bu kalıp romantik ilişkilerle sınırlı kalmıyor. Kompulsif özür dileyenler iş hayatında da ağır bedel ödüyor.
Toplantıda bir cümleye “Özür dilerim ama…” diye başlamak, fikrinizi ifade etmeden önce itibarınızı zedeliyor. Zam isterken sürekli özür dilemek pazarlık gücünüzü yok ediyor. Bir projeyi teslim ederken “Kusura bakmayın, umarım yeterince iyidir” demek çalışmanıza olan güveni baltalıyor.
İş dinamikleri üzerine yapılan araştırmalar, aşırı özür dileyenlerin liderlik pozisyonlarına ulaşmakta zorlandığını gösteriyor, çünkü sürekli öz değersizleştirmeleri karar verme güvenliği eksikliği olarak algılanıyor.
Çıkış Yolu: Sonsuz Özürler Döngüsünü Kırmak
İyi haber şu ki bu kalıp değiştirilebilir. Farkındalık, kararlılık ve bazen profesyonel yardım gerektirir ama kesinlikle mümkün.
İlk adım radikal farkındalıktır. Günde kaç kez “özür dilerim” ya da “kusura bakma” dediğinizi izlemeye başlayın. Zihinsel bir sayım yapın. Her seferinde kendinize sorun: gerçekten yanlış bir şey mi yaptım yoksa bu sadece bir refleks mi? Bu basit egzersiz aydınlatıcı ve bazen şok edici olabilir.
İkinci adım dil değişimidir. Gereksiz özürleri teşekkürlere dönüştürün. “Geç kaldığım için özür dilerim” yerine “Beni beklediğiniz için teşekkür ederim” deneyin. “Rahatsız ettiğim için özür dilerim” yerine “Zamanınız için teşekkürler” deyin. Bu küçük değişiklik zihniyeti mağdurdan güçlenmiş kişiye dönüştürür.
Üçüncü adım kökleri keşfetmektir. Bu davranışı nerede öğrendiniz? Çocukluğunuzun hangi durumları sizi koşullandırdı? Var olduğunuz için özür dilemeniz gerektiğini kim hissettirdi? Bu sorulara dürüstçe cevap vermek sorunun köküne inmek demektir.
Dördüncü adım, gerektiğinde profesyonel destek aramaktır. Bilişsel Davranışçı Terapi bu otomatik düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmede özellikle etkili olduğu kanıtlanmış. Bir terapist kompulsif özürleri besleyen çarpık düşünceleri belirlemenize ve bunları daha sağlıklı inançlarla değiştirmenize yardımcı olabilir.
Beşinci adım sağlıklı sınırlar koymayı öğrenmektir. Özür dilemeden hayır demek. İhtiyaçlarınızın başkalarınınki kadar değerli olduğunu kabul etmek. Bu bencillik değil, kendine saygıdır.
Partneriniz Sürekli Özür Diliyorsa: Suç Ortağı Olmadan Nasıl Yardım Edilir
Peki ya diğer taraftaysanız? Partneriniz sürekli özür dileyen kişiyse?
Anahtar iddiacılıkla birleşmiş empatidir. Bu davranışın bilinçli bir seçim değil, derin yaraların sonucu olduğunu anlayın. Aynı zamanda sorunu görmezden gelmeyin çünkü bu durumu kötüleştirir.
Açılma anları yaratın. Nazikçe kalıbı fark ettirin: “Çok fazla özür dilediğini fark ettim, özür dilenecek bir şey yokken bile. Seni böyle hissettiren ne merak ediyorum”. Eleştirmeyin, gerçek merakla araştırın.
Açık güvence verin. Bazen kompulsif özür dileyenin duymaya çılgınca ihtiyacı vardır: “Var olduğun için özür dilemene gerek yok. Seni olduğun için seviyorum, ne kadar mükemmel olduğun için değil”. Bu sözler inanılmaz derecede iyileştirici olabilir.
Ama dikkat: dürüst bir öz-analiz yapın. Bilinçsizce bu dinamikten faydalanıyor musunuz? Her zaman haklı olmak hoşunuza gidiyor mu? Size üstünlük hissi veriyor mu? Cevap evetse, üzerinde çalışmanız gereken şeyler siz de var demektir.
Özürler Hapishanesinden Kurtulmak: İzin İstemeden Var Olma Cesareti
Sonuçta kompulsif özür dilemek, dünyada yer kapladığınız için sürekli borçlu hissettiğiniz görünmez bir hapishanede yaşamaktır. Sanki sürekli var olmak için izin istiyormuşsunuz gibi.
Ama işte size hiç kimsenin söylemediği özgürleştirici gerçek: izin istemenize gerek yok. İhtiyaçlarınız, duygularınız, sınırlarınız olduğu için özür dilemenize gerek yok. Sevgi ve saygıyı hak etmek için mükemmel olmanız gerekmiyor.
Sağlıklı ilişkiler eşitliğe dayanır, suçlu-yargıç dinamiğine değil. Her iki partner de aynı değere sahiptir, hatalar yapar, birlikte büyür. Hiç kimsenin sürekli suçluluk durumunda yaşaması gerekmez.
Kendinizi bu kompulsif özür kalıbında tanıyorsanız, bilin ki değişmek mümkün. İlk devrimci adım sorunu kabul etmektir. İkincisi daha iyisini hak ettiğinize karar vermektir. Üçüncüsü başlangıçta ne kadar doğal olmayan ve korkutucu görünse de bu kalıbı dönüştürmek için somut adımlar atmaktır.
Ve partneriniz sürekli özür dileyen kişiyse, unutmayın ki sabır ve desteğiniz fark yaratabilir, ancak yalnızca dürüstlükle ve sağlıksız dinamikleri sürdürmeme iradeleriyle birleştiğinde.
Hiç kimse var olduğu için özür dileyerek yaşamamalı. Ve belki kendimize yapabileceğimiz en önemli özür, sadece kim olduğumuzu olmamıza, gerekçeler sunmadan, izin vermeden önce bu kadar beklemiş olmak için yapacağımız özürdür.
İçerik Listesi
